Kahvekeyfi’s Blog

Archive for Haziran 2010

>

Facebook.Com ‘da rastladığım bir yazı ve ben çok etkilendim.Yazı aslında Politikadergisi.Com ‘da yazan Medine AKBABA adlı bir kadına ait.Ben sizinle (sahibinden izin almadığım için) sadece yazının ilk bir kaç satırını paylaşacağım.Devamını okumak için ise linke tıklamak durumundasınız.

——————————————————–

Kadının Özgürlük ve Yaşama Sorunu

Doğdum. Konuştum. Yürüdüm. Koştum. Büyüdüm. Küçük gözlerimin içine bakmaktansa bacaklarımın arasına tuhaf anlamlar yüklediler. Önce küçük bir kızdım. Pembe giymeye hükümlü, maviye karşı tutumlu, yeşille barışık, turuncuya ürkek, kırmızıya uzak, morsa bir tuzaktı…….. 

http://www.politikadergisi.com/okur-makale/kadinin-ozgurluk-ve-yasama-sorunu

Reklamlar

>

Netfotograf.Com ‘dan tanıdığım genç arkadaşım Erdal Çoban ‘ı ve Sokak Sanatları Atölyesi ‘nden arkadaşlarıyla birlikte dün gece Okan Bayülgen’in Disko Kralı adlı programında izledim ve çok gururlandım.Başarılarının ve çalışmalarının devamını dilerim.Ben sözü fazla uzatmayacağım.
Çünkü Facebook grup sayfasındaki açıklamayı aynen buraya ekleyeceğim.Ama önce sizinle Erdal Çoban ve arkadaşlarının Canlı Heykel olarak Hasankeyf ‘te gerçekleştirdikleri gösterinin fotoğraflarından birisini paylaşacağım.

”CADDELİ ZUHURİ KOLU” 
Kaldırımlar boyu bir sultanlık bizimkisi
Yerimiz olmadığından değil taş döşeli yollara düşlerimizi serişimiz
Güzel sokakta olduğundan
ve güzeli sokakta aramaya sevdalı olduğumuzdan
Caddelerde,Bulvarlarda,Meydanlarda,Otobüslerde,Metrolarda ve Gemilerdeyiz
Biz Sokağız sokaksa Biz.
Korktuğumuz kimse yok yada altına sığındığımız bir köşe duvar
Oyuncuyuz salt ete ve kemiğe bürünmüş enstürümanlar en güzel sesi verelim diye çabamız
Belki akordu bozuklar sevmeyecek bizleri popüler kültürün yoz maskeleri yok sayacak hikayelerimizi.
Gün içinde rol’ler oynama telaşındayız
Öğretmen,Hemşire,Asker ve Öğrenci
Gün bitip eve gelince yeşillenme mevsiminde genç kızlık düşleri.
Sanatçı, sanata boğan birliktelik kardeşliği
İlk değiliz biz Ortada oynayan ustalarımız Meddahlarımız ve Hayali’lerimizin dokunuşları nefesleri ensemizde
Her alan bir Tiyatro her insan bir seyirci bizim menzilimizde
Tek ses yeter bizim olduğumuzu anlamak için
”SOKAK SANATLARI ATÖLYESİ BURADA” 

::Ulaşmak isteyenler için web adresleri altta::

>

Fotoğrafa merak salınca uzun zamandır ihmal ettiğim, belki de unuttuğum kitap okuma aşkıma bu aralar Lale Hanım sayesinde tekrar geri dönüş yaptım.Elbette yine fotoğraf çekmeye devam edeceğim ama artık kitap sevdamı da bir kenara bırakmak istemiyorum.Yeniden başlarken beni fazla sıkmayacak eğlenceli bir kitapla yola çıkmak istedim ve tercihimi Ekin Atalar’ın Selindrella‘sından yana kullandım.Hoş ve eğlenceli bir kitaptı.Gençler için eğitim döneminin ardından kafayı boşaltmak amacıyla okuyabilecekleri güzel bir tatil kitabı.
İkinci okuduğum kitap ise Alexandra Cavelius’un yazdığı ve Firuzan Gürbüz’ün Almanca’dan Türkçe’ye çevirdiği biyografi kitabıydı.Adı Leyla…Bosna’lı bir genç kızın Bosna’daki bir toplama kampında geçirdiği iki yılı ve binlerce kadının travma geçirmesine neden olan savaşın karanlık ve acımasız, baskıcı yüzünü anlatan bir kitap.Onun isyankâr öyküsü ve acıyla dolu dokunaklı kaderi…İnsanın içini acıtan gerçek hayattan bir hikâye…

>

Bugün en acı Babalar Günü idi.
Tam on bir tane fidanımızı toprağa verdik.
Bu çiçekler de, altta karaladığım satırlar da onlar için.

Onlar anne – babalarının birer çiçeği idi çocukken.
Sonra büyüyüp asker oldular bu VATANI korumak için.
Gün geldi ŞEHİT oldular,
Bu toprakların üzerinde solmayacak birer çiçek olmak için…

>

Fotoiz.Com‘da gördüğüm üzere İstanbul’dan iki sergi haberi daha var.İkisi de fotoğraf sanatçısı Erhan Bayladı‘ya ait.İlki Haziran sonunda, ikincisi ise Temmuz başında.”MASAL GİBİ” adlı serginin yer ve zaman bilgilerini alta yazdım.
1- Tarih :: 21 Haziran – 30 Haziran 2010
    Yer :::: Havaalanı Airport AVM
2- Tarih :: 03 Temmuz – 11 Temmuz 2010
    Yer :::: Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi

Dip Not :: Tam olarak açılış saati belirtilmemiş ne yazık ki.

>

Evvelki gün öğleden sonra halletmem gereken işlerim olduğu için Kalekapısı’na inmiştim.Tam bu sırada sıcaktan bunalan (üzerinde renkli çizgili kıyafet olan) ufaklık kendini meydandaki su fışkıran dairenin içine atmış serinlemeye çalışıyordu.Su fışkırdıkça suyun üzerine yürüyüp bir güzel ıslandıktan sonra oyun olsun diye koşarak uzaklaşıyordu.Zevkten çığlıklar ve kahkahalar atarak bunu oyun gibi tekrarlayıp duruyordu.Anne-babası da suyu çok sevdiğini ve bir türlü sudan çıkmak istemediğini belirtiyordu.Babası elinde cep telefonuyla kameraya alıyordu onun bu mutluluktan sarhoş vaziyette suyla oynayışını.Etraftan seyredenlerin bir kısmı bir taraftan ana-babasının çocuğa nasıl olup ta izin verdiğini tartışırken diğer taraftan kimi fotoğrafını çekiyordu kimi de kameraya alıyordu.Özellikle bir grup turist onu ve ona arkadaşlık eden diğer ufaklıkları hayranlıkla izliyorlardı.Hoş benim de onlardan kalır yanım yoktu.O gün yanımda kompakt fotoğraf makinam bile olmadığı için mecburen cep telefonumla fotoğraf çekmek zorunda kaldım.Cep telefonuyla da ancak bu kadar fotoğraf çekebildim.
O an o sıcakta çocuk olup onlar gibi bu fıskıyenin altına kendimi atmak için can atmıştım ama ne mümkün 😦 Benim çocukluğumda KALEKAPISI‘ndan çift yönlü trafik akıyordu, böyle süs havuzları, fıskıyeler yoktu ki! Olsun ÇOCUKLUĞUM VARDI BENİM de 🙂 Büyük harflerle yazdıklarıma tıklarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.Sizi şimdilik şiirlerim ve yazılarımla başbaşa bırakayım.Belki Antalya’daki bu feci sıcaklardan dolayı bir kaç gün yine görüşemeyiz.Sıcakkk, çok sıcakkk… 🙂
Posted by Picasa